Kımıldarken çaldıkların yüzünden dökülüyor cicim dikkat!

O sevgili benden bir şeyler araklayan çoratör inşallah bunu görüyorsundur!!!

Songül Soysal
-A A+

Merhaba SEVGİLİ OKUYUCU, canım ciğerim, böbreğim, iki gözüm… Nasılsın? Ben iyiyim teşekkür ederim. Ama şu günlerde heyheylerim pek bir tepemde…

Ben eskiden futbol oynuyordum canım okuyucu. Sakın bana ‘ay çok şaşırdım’ nidalarıyla gelme. Sporun cinsiyeti yok, karşılıklı kalbimizi kırmayalım, neyse… Sonra başka sporlar yaptım, okul takımlarında oynadım. Spor olayında şöyle bir şey var ‘kendini geliştir ama özgün ol’ çünkü sporda birilerinin tekrarı olmak demek başka birilerinin sizin kilidinizi çözmesi demek. Bu sadece sporda geçerli değil tabi. Hayatın her alanında geçerli. Yani siz bir şeyi  tekrar ederseniz, tekrar ettiğiniz gelir bulur sizi ve kilidinizi çözer. Yalnız canım okuyucu burada esinlenmeden bahsetmiyorum. Esin dediğimiz olayı yüce Allah’ım zekası olana bahşeder. Çalma, araklama ya da ya 'ben dur ben şunu bir kullanayım kimse anlamaz' diyenlere ne bahşet’me’miş ben söylemeyeceğim ama sen anladın…

YAZARKEN NE DİNLEDİM?

Woodkid-I love you

Gossip-Heavy Cross

Jamie XX-Loud Places

Lana Del Rey - When The World Was At War We Kept Dancing

Katie Melua - Forgetting All My Troubles

Redd-Artık Melek Değilim

 ‘YA BEN ZATEN BUNU KULLANMIYOR MUYDUM?’

Esinlenmek güzel şey. Birilerini görüp ondan ilham almak onu geliştirmek… Bunlar şahane şeyler. Çünkü esin kaynağının üzerine bir şeyler kattığınız, yeni bir olgu inşa ettiğiniz vakit, üretmeye başlarsınız. Aski takdirde hırsızsınız…. Ben burada yazarken bildiğiniz üzere baya baya saçmalıyorum. Ben 24 yaşımdayım ama ruhum 10 yaşında ve deli. Haliyle başı sonu belli olmayan ama anlatmak istediğini anlatabilen bir tipim (Aman canım ne yapayım ben böyle olmuşum işte) Ne yazık ki geçtiğimiz günlerde çok üzücü (Tabi canım çok üzücü aman yarabbi) bir şeyle karşılaştım. Tamam yalan söylüyorum, üzücü falan değil ama umurumda değil öyle bir şey var (Şuan ‘hadi ne gördüysen söyle be!’ diyorsun ciğerim okuyucu, biliyorum) Benden bir şeyler ‘aşırıldığını’ gördüm. Uuu baby! Ben ‘araklanacak’ insan mıyım? Tamam kuzum, sen çal, hobi olarak yine çal ama bari takla falan attır be gülüm, ne o öyle çalıntıların paçalarından akıyor… Şu da var. Çaldın ama ben mutlu oldum. Neden mi? Demek ki çalınacak bir şeyler yapmışım. Sağol varol.. Burada şuna bağlayacağım ‘Özgün olun’ Tabi ki her seferinde pat diye ilham gelecek hali yok. Öncekileri analiz edip kendinize uyarladığınız vakit zaten özgünlük katmış olursunuz parçalarınıza. Aksi takdirde vasat bir taklit, ucuz bir zihinden başka bir şey olmazsınız…

Günümüzde özgün insanlar bulmak hayli zor. Tüm kategoriler için geçerli; sanat, moda, yemek, toplum yaşamı, davranışlar ve aklınıza gelebilecek bilimum şey. Bazı konularda ‘taklit’ değil ama ‘esin ve yeniden üretme’ tolere edilebilir.

Örneğin; Miroslava Duma, Alexa Chung gibi isimlerin tarzlarına bayılıyorum. Onların tarzlarını kendimce uyarlamaya çalışıyorum. Dediğim gibi uyarlamaya çalışıyorum çünkü onlar kadar zengin değilim. Ve bu yokluk unsuru beni yeni bir şey türetmeye itekliyor. ‘Whoa! muhteşem giyiniyorum kahretsin’ diye bir iddiam yok. Ancak esin kaynaklarımdan birer parçayı benliğimde taşımak beni mutlu ediyor tabi ki aynısı olmamak kaydıyla. Peki canım okuyucu nasıl özgün olunur? Bende bilmiyorum. Kendimce çabalarımla ürettiğim ‘çalıntı olmama’ ‘taklite düşmeme’ ‘birebir çorlamama’ gibi kırmızı çizgilerden uzaklaşmak için uyguladığım bir kaç taktik yok değil (O sevgili benden bir şeyler araklayan çoratör inşallah bunu görüyorsundur) Sayıyorum, hazırsak elleri göreyim;

-’Aşırırsan, çorlarsan’ artık sen sen değilsin. Ve ben, ben olmadığımda kendimi hiç sevmiyorum. Siz de sevmeyin. Varlığını, fikirlerinizi, karakterinizi, toplumsal normların ve beğenilenlerin peşinden sürüklerken kendinizi çöpe çeviriyorsunuz. Sonra adınız ‘çoratör’ oluyor (Ben uydurdum bunu evet. Çoratör; çorlamak, çalmak argosundan gelip, bu işi yapan kişiye verdiğim sıfat, Mesela sen…)

-Aşırırsan, gerçek bir eziksin. Hiç kusura bakma, dost acı söyler canım okuyucu. Eziklik karakter meselesi. Ve onun bunun fikir dünyasından, giyiminden kuşamından çalacak kadar ezik bir ruhani dünyan varsa eziksin.

-Aşırırsan, kendini tutsak hissedersin. Düşünün (Allah korusun) cezaevine girdiğiniz. İstediğiniz zaman gökyüzünü görememek, istediğiniz kitabı okuyamamak, istediğiniz zaman istediğinizi yapamamak… Yani istediğiniz anda istediğiniz şeyi yapamama durumu. Düşüncesi bile kaotik. Şimdi de şunu düşünün; istediğinizi giyememek çünkü onun giydiğini giymek, istediğinizi yazamamak çünkü onun yazdığından aşırmak, istediğinizi dinlememek çünkü onun dinlediğini dinlemek… Ayh! yazarken bile daraldım vallahi. Geç…

-Aşırırsan, kendine güldürürsün. Ya tabi bırakın gülerlerse gülsünler. O farklı bir yazının konusu olabilir çünkü bir iki sözün var o konuda. Ama birileri gelip siz birilerinin bir şeyini aşırıp kendinizinmiş gibi gösterirseniz, gülerler, haklılar. Zira bende güldüm, gülerim. Ayağınızı denk alın.

Canımın için, cicim okuyucu bu seferlik benden bu kadar, yordun beni. Bari iki özgün olda bu kadar dırdırıma değsin.

Hepinizi sevdim ve öptüm.

(Kendini bilen kişi çalmaya devam edersin fotoğrafınla vereceğim bir daha ki yazıyı haberin olsun. Seni de öptüm)