Vajinamı kesme!

Türkiye'de ilk kez doğum yapan kadınların neredeyse yüzde yüzünün vajinası, doğum sırasında hiçbir zorunluluğu olmamasına rağmen doktorlar tarafından kesiliyor.

Vajinamı kesme!

Yalnızca '3. Dünya Ülkeleri'inde uygulanan bu yöntem, bir rutin değil. 'Epizyotomi' (vajina ile anüs arasındaki peridin doğum sırasında doktor tarafından kesilmesi), Türkiye'deki doktorların doğumu hızlandırmak için 'rutinleştirdiği' kolaya kaçan bir uygulama.

Araştırmalar, kalıcı olabilecek zararları ortaya koyunca, gelişmiş ülkeler 1980'lerde bu uygulamayı terk etmeye başladı. Ancak Türkiye'de doktorlar, kadınlara sorma ihtiyacı bile duymadan cinsel organa makas atabiliyor.

Doğumdan sonra atılan dikiş haftalar süren acı, ağrı ve kimi vakalarda idrar tutamamaya varan kalıcı bozukluklara neden oluyor.

Aşağıdaki yazıda, bu kalıplaşmış uygulama ile doğum sonrası ve öncesi birçok sıkıntı yaşayan kadınların hikayelerini okuyarak, gerçeklerden haberdar olacaksınız.

"Koca koca iğneler, ip sesi, acısı…"

"Birgün makatıma ağrı girdi. Çok şiddetliydi, doğum sancısı hiçti yanında. Hap verdiler, geçmez. İğne vurdular yok. Sabaha kadar ağla ağla yatağım sırılsıklam olmuştu. Tuvalete giderken bayılmışım. Kayınvalidem ebeyi çağırdı: 'İçerde parça mı kaldı? Bu ağrı ne böyle?’ dedi. Sonra, ebe aldı beni doğumhaneye, bir güzel soktu elini içeriye, 'yok' dedi. İç dikişlerim tutmamış, hadi bir daha dikiş. Koca koca iğneler, ip sesi, acısı... Artık iyice bunalmıştım ve dikiş masasında ellerim, ayaklarım, yüzüm uyuşmaya başlamıştı.’’

Aynı acıyı siz de hissettiniz değil mi? Bunca eziyete rağmen genç annemizin hikayesi iyi bitiyor. Normal doğum yapan ve bu acıyı yaşayan birçok kadın gibi, yaşadığı şeyleri normal doğumun bir parçası zanneden annemiz, olanı biteni kabulleniyor.

Cinsel organı kendiliğinden mi yırtıldı yoksa doktor mu kesti bilmiyor. Tek bildiği iki ay boyunca çektiği korkunç acı. Kuşkusuz o da çoğu anne adayı gibi, 'epizyotomi'yi hiç duymamış.

"Ben kesiyorum, istemiyorsan kesmeyenini bul!"

Bir başka anne ise yaşadıklarını şöyle anlatıyor: "Bense, 'epizyotomi' sözünü ve zararlarını ilk kez katıldığım doğal doğum kursunda duydum. Bana da doktorum önceden perineyi keseceğine dair hiçbir bilgi vermedi. Kızım Ladin’i doğurmadan önce doktoruma 'epizyotomi' istemediğimi söyledim.

Bana, 'istesen de istemesen de zaten doğum sırasında kendi yırtılacak. Kesmezsek daha kötü yırtılır, sonra idrarını tutamaz hale gelirsin. Kesersek kontrollü olur. Ben kesiyorum istersen kesmeyenini bul’ dedi.

Dehşete kapılıp muayenehaneden çıktım. Sanki benim bedenim onun malıydı, kendi bedenim üzeride hak iddia etmem doktora hakaretti! O kursa gitmesem haber bile vermeden beni çatır çatır kesecekti.

Tabii eve gidince içimdeki haberci dürttü. Hemen saldırdım Dünya Sağlık Örgütü’nün internet sayfasına, bu konuda internette yayınlanan bilimsel araştırmalara ve tabii ki üç çocuk doğuran anneme!"

"Cinsel organ yırtılacak diye bir şey yok"

Annemiz anlatmaya devam ediyor:

"Acı gerçek şuydu: Doğum sırasında cinsel organ muhakkak yırtılacak diye bir şey yoktu. Sadece araştırmalar değil, hiç dikişi atılmadan tamamen doğal yollardan 3 çocuk doğuran annem de bunu söylüyordu.

Doktorun doğum sırasında perineyi kesmesi, daha büyük yırtıkları önlemeyi bırak, tam tersine yırtıkların çok daha derin olmasına neden olabiliyordu.

Yani doktor kesmese perinesinde ufak tefek bir iki yırtıkla kurtulacak birçok kadın, daha büyük ve derin yırtıkların acısını çekiyordu.

Uzmanlar şu örneği veriyor, "Kesilmemiş kumaşı elinizle yırtmak zordur. Ucundan makasla keserseniz elinizle kolayca yırtarsınız."

Kesiyorlar çünkü acele ediyorlar!

Herhalde Türkiye'deki doktorlar hastalarını diğer ülkelerdeki doktorlardan daha çok seviyor olacak ki,  doğumların neredeyse tamamında cinsel organ kesiliyor.

Bu oran, Hollanda'da yüzde 24, İngiltere'de yüzde 20 ve gittikçe düşüyor.

Hemen akıllarda şu soru canlanıyor: "Peki, bizim doktorlarımız neden kesiyor?"

Cevabı 'epizyotomi' yapmayan bir doktordan geliyor, Jinekolog Doktor Gülnihal Bülbül'den:

"Türkiye’de doğumların yüzde 90’nından fazlasında kesiliyor. İki sene öncesine kadar ben de kesiyordum. Çünkü kesilmemesi gerektiğini bilmiyordum’’ diyerek bir anlamda sorunun cevabını vermiş oluyor. Cevap, 'bilgi eksikliği.'

Gülnihal Bülbül, yabancı kaynaklardan okuyup araştırınca, kesmenin zararlarını farketmiş ve dünyanın bu uygulamayı çoktan terkettiğini anlamış.

Rutin 'epizyotominin' Türkiye’de bir alışkanlık olduğunu bu nedenle sürdüğünü de sözlerine ekleyen Bülbül, Türkiye’de tıp eğitiminin de bu yönde verildiğini ve uygulamanın böylece sürüp gittiğini anlatıyor.

Bülbül, bir başka konuya da dikkat çekiyor, "'Epizyotomi', doğumun son aşamasını yarım saat kısaltıyor. Doktorlar acele ediyor, sağ salim bir an önce bebek çıksın istiyor. Çünkü en ufak terslikte doktorlar soruşturma riskiyle karşı karşıya’’

Dünya Sağlık Örgütü: "Her 10 doğumun 9'unda gerekli değil!"

Dünya Sağlık Örgütü'ne göre, cinsel organa atılan kesiyi tamamen ortadan kaldırmak mümkün değil ama sadece gerektiğinde, yani bazı olağanüstü durumlarda uygulanmalı.

Mesela bebeğin doğum sırasında kalp atışları zayıfladıysa, bebeği biran önce çıkarmak için bu kesiler atılabiliyor. Dünya Sağlık Örgütü tüm doğumların sadece %10′unda cinsel organın kesilmesine ihtiyaç doğabileceğini söylüyor. Yani Türkiye'deki gibi 10 doğumun 9’nda değil!

"Epizyotomi istemiyorum!"

Başak Kutlu Atay, doğuma hazırlık ve doğum sonrası destek merkezi DOUM’un ortağı, uzman bir doğum eğitmeni. Başak aynı zamanda çiçeği burnunda bir anne. Kızı Tane’yi yaklaşık bir sene önce, ilaçsız, epiduralsiz, kesilmeden, yırtılmadan doğurdu.

Başak, kendine rutin epizyotomi yapmayan bir doktor bulmuş ve doktoruyla doğum öncesi nasıl bir deneyim yaşamak istediğini enine boyuna konuşmuş.

Gelin görün ki doğumun son dönemleri öyle hızlı ilerlemiş ki, sonunda hastaneye vardığında doğurmak üzereymiş. Doktoru ise yoldaymış. Doğumhaneye vardığında bağırıyormuş, "hayır Kübra Hanım gelmeden doğurmam, 'epizyotomi' istemiyorum!’’ diye.

Doğumdan bir yıl sonra soruyoruz Başak'a, 'doktorun yetişemeseydi, sence kesilmeden doğurabilir miydin?' diye. "Hayır" diyor, "hiç sanmıyorum, Allah'tan Kübra Hanım yetişti."

Başak anlatıyor, "Sadece kesmemek yetmiyor, kadının yırtılmaması için kendine gerekli destek ortamını oluşturması lazım. Doğuma hem fiziksel hem zihinsel olarak hazırlanmak önemli. Bu hazırlık yapılırsa, yırtılmadan doğurma ihtimaliniz çok artıyor."

Siz de 'epizyotomi' istemiyorsanız eğer…

Aynı zamanda bir doğum eğitmeni olan Başak, anne adaylarına doğum öncesinde ve sonrasında ne yapacağınıza dair önerileri:

- Doğumun doğal işleyişi ve yaşayabileceğiniz medikal müdahaleler hakkında bilgi edinin. Mümkünse bağımsız bir doğum kursuna katılın. Bu bilgileri korkunç hikayeler anlatmaya meraklı teyze halalardan edinmeyin.

- Doktorunuzun epizyotomi konusundaki uygulamasını öğrenin. Eğer doktorunuz doğum kesisni rutin olarak uyguluyorsa ve bu sizin için önemliyse doktorunuzu değiştirmeyi düşünün.

- Doktorunuzla eğer her şey yolunda giderse nasıl bir doğum deneyimi yaşamak istediğinizi enine boyuna konuşun. Temel doğum tercihleriniz konusunda mutabık kalın. Unutmayın bu sizin bedeniniz ve sizin bebeğiniz!

- Doğumun son safhasında, yani ıkınarak bebeğinizi dünyaya getireceğiniz kısımda aceleci davranmayın. Bebeğiniz yavaş çıkarsa dokuların esnemeye fırsatı olacaktır.

- Kendi içinizden gelen ıkınma isteğinin sıklığı ve gücüne kulak verin. "Nefesini tut şimdi bütün gücünle ıkın" şeklindeki 'talimatla’ ıkınma yırtık riskini arttırıyor.

- Doğum sırasında karna bastırarak bebeğin çıkışını hızlandırmak (bizde maalesef hala çok yaygın) yırtılma riskini çok arttırıyor.

- Eğer epidural almazsanız hissederek ıkınacağınız için yırtılma riskiniz azalır.

- Perine bölgenizin hem esnek hem de güçlü olması da sizi yırtılmaya karşı korur. Bunun için hamileliğiniz boyunca ama özellikle son aylarda düzenli kegel egzersizi yapın. 36’ncı haftadan sonra perine masajı yapın.

'Kegel egzersizi' ile ilgili bilgi almak için tıklayın.

Yorumlar