Huzurun kalmadı fani dünyada!

Kapitalizm. Üretimin, her şeyden daha fazla kar sağlayabilmek için yapıldığı insanın duygusuna duyarsız bir sistemdir...

Gökhan Dağıstanlı
-A A+

Bir ekonomik modeldir Kapitalizm. Üretimin, her şeyden daha fazla kar sağlayabilmek için yapıldığı insanın duygusuna duyarsız bir sistemdir. Aklına gelebilecek her şeyin değerini parayla ölçer. Sana, bizzat kendisi tarafında kurdurtulmuş hayallerini, bedensel ideallerini haraç mezat satar insan sırtına
yüklenmiş tezgahlarda. Karşılığında, şanslıysan eğer, zihin gücünü ve emeğini alır. Bu söylediklerim zamanındır. Zaman dediğim ise ömründür. Yani senin şu dünyaya gelirken Tanrı tarafından cebine konulmuş tek sermayen... Kapitalizm ise sermayesini doğadan ya da insandan alan hatta bizzat insanı sermaye yapan dilsiz şeytandır. Susmayı, boyun eğmeyi öğretir insana. Kıt kanaat geçinmeye razı gelmeyi öğretir. Ya da iyi şartlarda yaşamak için ezmeyi, başkalarının üstüne basmayı... Bir yandan eline adına para dedikleri bir miktar kağıt(!?) tutuşturur. Bu kağıdın değeri her gün değişir. Sonra, karşına bu değişken değerli kağıtlarla satın alabileceğin birçok şey koyar. Bunları sistemli bir şekilde moda haline getirir. Almaman ayıpmış gibi hissettirilir sana. Önüne sıraladıkları metaları almak için çalışmak durumunda kalırsın hep. Alman da yetmez. Hep bir üst modeli, hep bir yenisi ihtiyaçmış gibi konur gözünün önüne baktığın her yerde. Ve sen de çalışarak sahip olunması zorunlu bir tercih olan şeyler üretirsin. Büyük bir kısır döngüdür bu, içinden çıkamazsın. Sistemin dışına çıksan, vücuduna zerk edilmiş sahip olma, eğlenme, beğenilme gibi zıkkımların bağımlılık nöbetleriyle sarsılır hatta belki ölürsün. İçinde kalsan, bedenin anlar ama ruhuna anlatamazsın, santim santim çürürsün. Kapitalizm, sana dokunmayan yılandır koynunda beslediğin. “Bin yaşasın!” demeyi zaruri hale getirir. Zaman içinde öylesine büyür ki herkesin elinde avucunda ne varsa yemesi yetmez. Korkunç bir aç gözlülükle geleceğini ipotek altına alır insanın. Müthiş bir korkunun üstüne çöreklenmiştir. Barınma, aç
kalma, muhtaç duruma düşmek gibi elini ayağını titreten korkuları karşısına öylesine diker ki ölümü unutturur insana. Seni, aklın erdiği gün denize düşürür ve sonsuz bir yaşam sürecekmişsin gibi sarılmanı ister kendisine. Kimini az kimini fazla ama herkesi sokar. İnsanların göreceği saygı, sahip oldukları değerli kağıt(!?) miktarıyla belirlenir bu sistemde. Arabanın markasına ve modeline göre açılır kapılar. Kıyafetine, ayakkabına, saatine göre eğilme açısı artar ezilmeyi kanıksamış insanların. Saygı göstermelik sevgi satılıktır hep. Aklın erip gönlün razı gelir de insandan basamakları bir bir çıkabilirsen eğer birçok kapı açılır önüne. Sahip olduklarının esaretiyle hep daha çoğunu hedeflersin. İçine düştüğün çukurun derinliğini bilmen için göğe bakman gerekir, bakamazsın. Bu bir mahcubiyet halidir ruhunun bildiği, sen anlamazsın. Herkes eşittir yalanına inanırmış gibi yaparsın bazılarının daha eşit, bazılarınınsa en eşit olduğunu bile
bile. Ayağına taş değse yeri göğü inleten sesin, biri parmağını incitse sızlayan yüreğin başkası için hiç parçalanmaz. Bunu yüzüne vursam, bir öz savunma refleksiyle açarsın gözlerini. Bu, kızgın halindir senin. Olana bitene kapanmaya alışmış gözlerin, sadece kendin için açılır. Üzülme sakın, bu davranışın da sana
sistemin armağanıdır. Evren, büyük patlamadan bu yana hiç durmadan genişliyor. Bizler de buna ayak uyduruyoruz işte. Feodal düzenin güç kıstası toprakken şimdi yerini para aldı. Yetinemedik ruhumuzla, aç gözleri doyurmaya yetmedi dünyanın kaynakları, milyonlarca çocuk aç kaldı. Vicdan sükut edince yalnızlaştık, bedenlerimiz birbirine yaklaştı ama ruhlarımız uzaklaştı. Belki de bir göz odada mutlu olma ihtimali, kocaman bir yalıdakinden daha fazlaydı. Ama biz çirkinleşen dünyanın kahpe düzenine uyduk, huzurumuz kalmadı. Şimdi bileğimizde altından kelepçe, üstümüzde bedeli ağır ödenmiş kıyafetler, yüzümüzde kırmızıdan bir
utanç ve alnımızda bir siyahtan leke, 20 yıl taksitli evimizin ortasında kalakaldık.

Bu içeriğe yorum yapın
2 Yorum
Yine harika bir yazı, burada yazmaya başlamanıza çok sevindim. Zaten Kafa'da takip ediyordum. Merakla diğerlerini de bekliyorum.
Muh-te-şemmmm yüreğine , ellerine sağlık canım benim