Obezite Cerrahisi, İşkembeler ve bazı İşkenceler Üzerine II

Eee ne de olsa hem şişmanım hem de Türkiye’de kadınım. Psikolojik şiddet dedin mi ilk beni bulacaksın.

Hande Büşra Koca
-A A+

Obezite cerrahisi, işkembeler ve bazı işkenceler üzerine başladığımız hasbihalin şişman kızın tontiş dramalarıyla sınırlı kalmasına elbette gönlüm razı olmaz. Bu sebeple merak edilenlere ilişkin bahsetmek istediğim birkaç konu daha var. Toplumu yeniden inşa etmez; ama belki bir gönüle girmeme nail olur.

Dr. Fakı Akın ile karşılaşmam fiyordlarda ailemi karşıma alıp “Madem yaşamaya geldik dünyaya, benim de herşeyde bir hakkım vardır.” tribi çekmemden hemen sonraki döneme denk geldi. Görüşmeye giderken annem yanımda gelmek istemedi; çünkü cerrahi müdahale diyince her annenin yüreği bir parça bulutlanır. Benimkinde şimşekler çaktı o ayrı... En son mutfak masasının başından bana doğru “kendini mi kestireceksin, 5 yaşından beri böylesin, hepsinden daha güzelsin, delirdiniz mi siz, beğenmeyen almasın, ben kızımdan olamam, sonra ne olacak, ya miden patlarsa, ya ölürsen, canından mı olacaksın, sen daha fazla kilo almasan yeter vb. ile çığlık atıyordu. Yine de geldi; çünkü ona “beni yalnız mı barakacaksın” diyerek psikolojik şiddet uyguladım. Eee ne de olsa hem şişmanım hem de Türkiye’de kadınım. Psikolojik şiddet dedin mi ilk beni bulacaksın. Çıktık gittik doktora. Fakı bey piyasada yapılan tüm mide operasyonlarını bir bir anlattı. Hangisi daha konforlu, operasyon kaç saat sürüyor, her operasyon için katı besine geçiş süresi ne kadardır, kaçak riski var mıdır, içeride kalan mideye ne oluyor vs. Çünkü pek çok mide operasyonu var, hepsi de başarılı sonuçlar doğuruyor; ancak kalıcı bir kilo kaybı için emilimi azaltan RNY Gastrik Bypass daha fazla güven verdi bana. Hem harika bir şeker hastası adayı olduğum için, hem de midenin tamamen kesilip çöp poşetine atılması hissi daha ürkütücü geldiği için... Ayrıca bu operasyon hem daha maliyetli, hem de doktor için daha uğraştırıcı olandı. Benim için biçilmiş kaftandı anlayacağın. İlk görüşte vuruldum kendisine. Büyük beden kilotlu çorabım bile 109 liraydı benim be! Hey gidi hey. Duydun mu çirkin kız? Beşinci kalite bijüterilerden ten rengi çorap görmedi bu bacaklar. Tabiki daha pahalı olanı seçecektim. Vur bıçağı doktor vur, altın saplı olsun dedim. Vurmadı tabi. 118 kg iken adeta debelenerek 2 ayda 4 kg’ı henüz verebilmiş, Fakı hocama 114 kg ile gitmiştim. Bana 11 günde 4 kg daha vermezsem ameliyat etmeyeceğini söyledi. Mide operasyonu yapan pek çok doktorun aksine “yarın gel biçek” demedi yani. Hemen özel bir programla diyete başladım. Sarsılmadım desem yalan olur, vücut hiç şeker almayınca 2 yıldır araç kullanmama ve o güne dek hiç kaza yapmamış olmama rağmen; o 11 gün içerisinde 2 defa kaza yaptım. Ciddi şeyler değildi; ama biraz dalgınlık yarattı o süreç. Tekrar doktoruma gittiğimde 109 kg’dım ve hocamdan onay aldık. Bir dizi kontrolden geçtim. Hepsini sayamayacağım; aklınıza gelen tüm tahlil ve tetkikler diyelim. Psikolojime de baktılar tabi. Kafayı kırmış mıyım, ayarım kaçmış mı, iflah olmaz bir duygusal obez miyim, mideyi kestirip nutella kavanozunda yüzer miyim? İşte bunları ölçmeye çalıştıkları bir seans geçirdim. Seansın sonunda psikolog amca elini uzattı ve görüşmek üzere diyerek, beni kendine doğru çekti. Parmak uçlarımda yükseldim ve uzandım. Boyu hayli uzundu. Aaa o da nesi! Birden kızdı bana psikolog: “Sen kimseye uzanma, sana uzanmak isteyenler sana doğru eğilsin” dedi. Meğer beni ölçüyormuş. Yüzleştim hayatımın hatasıyla! Karşımdakiyle anlaşabilmek adına tevazu ile kendini değersiz kılmak arasındaki o ince çizginin üzerinde zıplaya zıplaya kaldırmıştım bütün sınırları. Hatta; Hızır(a.s.)’ın zamanında gösterdiğim gereksiz tevazulardan yaptığı bir kayıkla gelerek, tüm ağırlığıma rağmen tek hamleyle beni kayığa atıp, Kevser’de salına salına mehtabı izleteceğine inanıyordum. 

22.08.2017 tarihinde ameliyat oldum. Buna irade gösteremedi, kolay yolu tercih etti, parayı bastı, sağlığını satın aldı, ilerde ne olacağı belli değil, o kadar da kilolu değildi, yüzü çok güzeldi, boğazını tutamadı, aslında çok da yemiyordu, komplekse girdi vb. de diyorlar. Duymuyorum sanıyordun değil mi? Hepsini duyuyor ve biliyorum. Bu yargılamaların hepsinden çok daha fazlasını kendime; ama yalnızca kendime yapabildiğim için zaten böyle radikal kararlar alabiliyorum. Acaba onlar da alabiliyor mu? Zaaflarını alıp evire çevire bize gösterebiliyor mu? Ama ben yalnızca ameliyat oldum. Üstelik kapalı ameliyat. Herhangi bir estetik operasyondan çok daha kolay ve daha havalı söylemem gerekirse; Laparoskopik. Neyse ki başkalarının herhangi bir eksikliği ile kendimi gerçekleştiremeyecek kadar kibirliyim de bunların hiçbiri umurumda değil. Fakat narkoz biraz ağır geldi itiraf edeyim. Biraz da canım tatlı galiba. İlk gece “şişko kalmak istiyorum anne, benim midemi geri versinler” diye sabaha kadar ağladım. Bir de çok üşüdüm. Başkalarının mutsuzluğuyla beslenen ve hiç bir ameliyatla kafasındaki böceklerden kurtulamayacak olanlar siz de burada mısınız? Şuan tam olarak biraz daha dram istiyorsunuz biliyorum; ancak sizin için çok üzgünüm çünkü bu hazan mevsimi yalnızca bir gece sürdü. Tek bir gece... Sonra sabah doktorum geldi ve bana dedi ki “ya baksana yandaki hasta kalkıp yürüyor, kolunu bacağını kesmişim gibi davranıyorsun, kalk hemen, o suyu da akşama kadar bitir!!” Evet evet yanlış okumadın, ciddi ciddi kızdı bana. Hakikaten de aynı gün operasyon geçirdiğimiz hanım abla; almış eline dreni, sallaya sallaya geziyordu. Bre gamsız hiç mi canı yanmıyordu? Nasıl mutluydu aman yarabbi!! Fıkır fıkır bir teyze. Kızının düğünü varmış, elalem beni şişko mu görsün, dünürlerim çatlasın, en güzel anne ben olmalıyım falan diyordu. Bir de şiveliydi. Hmm... Şive miydi? Lehçe miydi? Ağız mıydı? Uf hatırlayamadım şuan. Şivedir, lehçedir farketmez. Doğal olan pek çok şeye olduğu gibi, insana bir parça karakter katan herşeyin hastasıyım galiba. Belki de bu ameliyata da doğal beslenmeye mecbur bıraktığı için böyle çabuk ısınmışımdır. Kim bilir?

Sadece iki gece kaldım hastanede. Üçüncü gün diyet listemle birlikte geldi Didem hanım. O da RNY Gastrik Bypass’lı ve doktorumun koordinatörü. Aslında biz gizli bir tarikatız ve bazı geceler buluşup oramızı buramızı inceleyen insanlar sonsuza dek iblisle haşrolsun diye şişko bir bebeğin etrafında dönerek ayinler gerçekleştiriyoruz. Sakin ol zira tabiki böyle şeyler yapmıyoruz; ama ameliyat sebebiyle sağlamak zorunda olduğumuz bazı standartlar var. Örneğin; her gün bir öğün et yemek. Benim için maliyetli olanın tercih sebebi teşkil ettiğini söylemiştim değil mi? En çok merak edilen şeylerden biri de hep sıvı mı besleniyorum? Elbette hayır. Ameliyat sonrası sadece 3 hafta diğer insanlardan farklı beslendim. Öyle anlatıldığı gibi aylarca sıvı tüketip, o serum senin bu serum benim sürünmedim. Hatta operasyonun hemen ertesi gününden itibaren yavaş yavaş katı besine başladım. Et, tavuk, sebze vb.’ni ilk iki hafta püreleyerek tükettim. Bu aşamada da çok zorlandım diyemem; zira patatesi çok severim. Haşladım haşladım yedim. Sabahları ise güç kuvvet olsun diye reçel yedim. Gerçi doktorum light reçel demişti; ben anneannemin incir reçelini tercih ettim; ama bu gizli bir sır. Bunu şimdi okuyup, kısa süreli belleğe atıyoruz tamam mı?

Operasyon geçireli 1 yıl oldu. Malum soruyu da cevaplayayım ve kurtulayım hemen: Şuan hassas kantarda 68.1 kg çekiyorum. Eveeet eveet 68.1 kg. Yani en son 6. Sınıfta gördüğüm bir rakam yanlış hatırlamıyorsam. Arada bir düzensiz beslenince, ayılıp bayılan narin kızlar gibi başım dönüyor. Beslenmeyi toparlayınca ve en önemlisi de uykuyu düzene sokunca o sorun da ortadan kalkıyor. Son olarak en magazinel kısma geleyim: Hayatımda neler değişti? Öncelikle iştahım kesildi.  Zayıflayıp geçmiş tüm aşklarımdan intikam almaya yeltenmedim; ama 38 beden pantolona sığabildiğim o ilk an inanılmazdı. Yıllarca tek bir pantolon için yetmiş milyar milyon ben bu parayı ne yaptım diye dövünen biri olarak, 40 liraya pantolon alabilmek gerçekten güzel... Gerçi bu aralar döviz kurlarının inanılmaz yükselişi hasebiyle 40 liraya pantolon kaldı mı bilemiyorum. Çünkü alışverişe ara verdim. Yoksa hala dolap dizme bahanesiyle içine girebildiğim herşeyi almak istiyorum, herşeyi! Bakın bu eski bir alışkanlıktır. İçine girebildiğin herşeyi alırsın; çünkü herşeyin içine sığmazsın. Bu sebeple içine girebildiğin o kırmızı pantolonu kaçırma şansın yoktur.(evet şişmanken de renkli giyinmekten asla gocunmuyordum) Dolayısıyla tutumlu olmak adına satın alınması ertelenen kırmızı pantolonlar da hayatıma yeni girdi. Bir diğer değişiklik ki ameliyat sonrası 4. ayımda falan keşfederek karşıma çıkan herkese anlattım: Bir sabah uyandım ve diz kapaklarımın iç kısmında bir morluk gördüm. Allah Allah dedim, herhalde bir yere çarptım, anlamadım. Sonradan farkettim ki; ben tüm mümin kardeşlerim gibi bacaklarımı üst üste bükmek suretiyle peygamber yatışıyla uyuyordum. Zayıflamıştım ve diz kapaklarımdaki kemikler birbirine çarpıyordu. Sabahları da canımı yakıyordu. Şimdilerde diz kapaklarımın arasına yorganı sıkıştırıyorum; çünkü havaya bakarak asla yatamam. Soluğum falan kesilir alimallah. Hık diye giderim, gece gözümü açarım tavanda ruhum bana bakıyor falan... Yoo yoo, katiyyen peygamber yatışından vazgeçemem. Bir de geçen gün farkettim ki; artık ağzımı kapatarak gülüyorum. Avazım çıktığı kadar ve içimden geldiğince höykürmüyorum. Çünkü eğer böyle gülmeye devam edersem, hafif kadın gibi gözükebilirmişim. Öyle dediler. Aslında 49 kg daha hafifim. Haklı olabilirler yani. Yine de birkaç cm inceldim diye, kadın olduğumun hatırlatılmasından haz etmedim. Edip Cansever’i bilirsin. Çok meşhur bir dizesidir; “Sana her zaman söylüyorum, senin yüzünde gülmek var.” Yahu benim kahkahalarımı solduracak kadar ne yaşadınız? Edip bey neredesin yahu? Allah kitap aşkına yetiş! Neyse tamam tamam.(tam burada içimden Summer Cem’in şarkısını söylemek geldi. Easy easy, devam devam) Ben yine de dikkat edeyim, neme lazım, gençliğimin baharında şekilcilikten çektiğim yetmezmiş gibi bir de ahlak bekçileriyle uğraşamam. Hee unutmadan... Dumping sendromunu anlatmadan asla bu konuyu bitirmemeliyim. Zira bizim evde çok meşhur oldu bu konu. Artık aramızdan biri yemeği fazla kaçırınca “ölüyorum Allah dumping oldum” diyor. Peki nedir bu dumping? Ayak tırnaklarından burnunun ucuna kadar bir titreme gelir, yer kabuğu çatırdamaya başlar ve sonra yeşil bir ejderha seni kapıp zebanilerin önüne atar. Onlar da her zamanki gibi seni çiğ çiğ yer. Tabiki böyle birşey değil. Efendim eğer artık bir RNY Gastrk Bypass’lı olduğunuzu unutup, yeni midenizin alacağından fazla bir kaç lokma daha zıkkımlanırsanız, soluk borunuzun tamamını adana kebabıyla doldurursanız, işyerinde-sokakta-damda-bacada kullanılan ziftin peki markalı yağlarla yapılmış bir yemek tüketirseniz, mideniz adeta şaha kalkıyor, kalbiniz mi mideniz mi olduğunu o an kestiremediğiniz bir organ pıtpıtpıtpıt atmaya başlıyor. Durun durun kormayın zira en kötü ihtimalle en fazla yarım saat içerisinde tamamen geçmiş oluyor. Kafamdaki şişmanla içimdeki yeni midenin entegre olamadığı o ilk o dönemde; bana bir iki defa oldu. Çok uzun süredir yaşamıyorum; çünkü doğal ve hafif gıdalar tüketmeye özen gösteriyorum. Bu operasyonların nihai amacı da bu zaten; sağlıklı beslenmeyi alışkanlık haline getirmek. Doy ve bırak! Çünkü mide operasyonlarını gerçekleştiren hiçbir doktor, bu ameliyattan sonra bir daha asla kilo almayacağınızı garanti etmiyor. Özellikle RNY Gastrik Bypass gibi rahat operasyonlar için yavaş yavaş da olsa sonsuza dek yemek mümkün. Yani anlayacağın sevgili dostum, herşeyde olduğu gibi mesele yine kafada bitiyor. Tam olarak omuzlarının üzerinde yer alan o dünya harikası topaçta.

Ne hissettiğime gelince; topluma istediğini verdiğim için daha rahat hissediyorum. Beni yağlarımdan dolayı göremeyenler de artık beni görüyor. Buna halka indim demek yanlış olmaz sanırım. Kulağa iyi birşey gibi gelebilir; ancak inan o kadar da iyi birşey değil. Çünkü emanetim üzerinde gezinen gözler, bu sefer de başka şeylerin üzerinde gezinmeye başladı. Bu bazen saçlarım, bazen giydiklerim, bazen başkaca şeyler... Ama o gözler hep var. Varmış. Ben ameliyat kararı alırken atlamışım bu konuyu. Şimdi şimdi anlıyorum ki; etrafımızdaki zaaf avcıları hep vardı. Hep de olacak. Ve senin şen kahkahalarınla anlattığın en eğlenceli anılarını bile hafızalarına atıp, kendi içlerindeki komplekslerinden edindikleri üç kuruşluk tecrübeleriyle seni bir yerlere koymaya çalşacaklar. Seni bir kalıba sokmaya çalışacaklar. Girme! Ne olur girme! Inan bana geçirdiğim şu ameliyat sadece şak! diye bulup yapıştırdıkları yaftalar için biraz daha zaman harcamaya başlamaları dışında hiçbir şeyi çözmedi. Varoluş sancım dinmedi. Hızır (a.s.) gelmedi. Zaten gökyüzü de son zamanlarda ben gülerken eskisi kadar içten gülmedi.

"Sitemizde köşe yazarı olarak yazı yazan tüm yazarlarımız yazdıkları yazı ve görüşlerden tamamıyla kendileri sorumludur. Köşe yazarlarının yazılarından dolayı İnternethaber Yayıncılık AŞ. (elmaelma.com) hiçbir şekilde yasal sorumluluk kabul etmemektedir."