Kuzey ışıkları mı?

Bakalım benim kuzey ışıkları maceramda neler oldu. Yıllar önce, Laponya bölgesine gittiğim zaman, şans yüzümüze gülmemişti....

Armağan Karagöz

Kuzey ışıkları olarak başladım, ama açıkcası nasıl devam etmem konusunda hiç bir fikrim yok. Belki de başlığı “bir kuzey ışığı nasıl çekilemez mi?” yazsaydım, ortada o kadar güzel fotoğraflar dolaşırken, benim atabileceğim en doğru başlık belki de bu olmalıydı. Kuzey ışıkları denildiğinde, “aklınıza ne geliyor?” desem; bu satırları okuyan bazılarımız, bizzat şahit olmuş, video görüntülerini izlemiş ya da fotoğraflarını görmüş olabilirsiniz. Kuzey ışıklarını çıplak gözle görmüş biri olarak bana sorsanız; kuzey ışığı nedir peki? Gökyüzünde ışıkların dansı mı? Müthiş görsel şölen mi? Muhteşem doğaüstü görüntü mü? Bana göre, bunların hepsi de doğru ve benim bu gördüklerimi anlatacak kelimeler bulmam, yazıya dökmem hiç kolay değil.! Kuzey ışıklarının oluşumu benim için merak uyandıran konulardan bir tanesi. Peki, bunun bilimsel açıklaması nedir? Yalın anlatımla nasıl yazabilirim? İnternette çoğunlukla önümüze geldiği şekliyle; “Güneşteki fırtınalar sonucu meydana gelen ve geceleri görülen hareket halindeki ışıklara, Kutup ışıkları ya da en yaygın adı ile Kuzey ışıkları” demekle şimdilik yetineyim. (*)

Bakalım benim kuzey ışıkları maceramda neler oldu. Yıllar önce, Laponya bölgesine gittiğim zaman, şans yüzümüze gülmedi ve maalesef kaldığımız bir hafta boyunca kuzey ışıklarını görmek kismet olmadı. Aslında, kuzey ışıklarını fotoğraflamak için kutup bölgesine de gitseniz, “mutlak göreceksiniz” diye bir koşul yok. Güneşteki patlamalar evet birinci koşuldu, ama aynı zamanda havanın açık olması gerekiyordu ve bizim bölgede buluğunduğumuz süreçte bu koşullardan hiç biri olmadı ki biz göremeden döndük. Peki, tüm bunları neden mi yazdım? İşte tam da bu yüzden. Benim başıma nasıl geldiyse, herkesin başına gelebilir mesala, “kutuplara bu kadar yakın geldimse eğer, kesin görürüm” diye bir kural yok.! Laponya gezisinde, belki kuzey ışıklarını göremedik, ama onun yerine çok güzel bir zaman geçirdik ve çok güzel yerler gördük. Madem konu başlığı açtım, bölgeye özgü çektiğim birkaç fotoğraf ile konuyu kapatalım.

Noel Baba’nın köyünden, sevdiklerinize kart gönderdiğinizde, takip eden ilk yılbaşında o kartlar sahiplerine ulaşıyor dense de aynı anda, aynı evde yaşayan iki kardeşe gönderdiğim kartlardan, sadece birinin ulaştığını duyduğumda hem sevindim hem de çok üzüldüm.

Yerel kıyafetler içinde Finli kızımız.

Husky çiftliğine de yolumuz düştü. Güzelliğe bakar mısınız?

Bu kez de Lofoten Adaları macerası. Daha bitmedi; ertesi yıl şubat ayında Lofoten Adaları’na yolumuz düştüğünde, bu kez şans yüzümüze güldü. Öyle ki; daha gezi başlamadan, “arkadaşların çoğu, kuzey ışıklarının fotoğraflarını çekti” desem, yalan olmaz. İlk gece, uçaktan inmiş, kalacağımız eve yol alırken, hava gayet soğuk, gökyüzü bulutsuz ve çok açıktı. Arabadayken, gökyüzündeki yansımaların Kuzey ışıkları olduğunu anladığımız anda, sevinç ve şaşkınlığımızın ardından, arkadaşlar hemen fotoğraf çekimine başladı ve o gece çok da güzel fotoğraflar çekildi. Ben mi? belki de bu şansı bir daha yakalayamacağımı bilmeme rağmen, arabadan izlemekle kaldım. Sanmayın ki soğuk nedeni ile inmedim, Kuzey ışıklarının şov yaptığı o ilk gece, tek bir kare fotoğraf çekmedim. Neden mi? Bundan sonra, kendime ne desem, ne deseniz, hak ediyorum! Siz hiç gülmeyin, konuşmayın, alay etmeyin, çünkü ben kendime hepsini söyledim. Çünkü hak ettim. Evet gece fotoğraf çekmenin, hele hele kuzey ışıklarını çekmenin diğer bir kuralı da tripod. Bu olmadığında, fotoğraf çekmekmiş, kuzey ışıklarını görüntülemekmiş, tecrübe ile sabit; unutun!. Tripodu yanıma almadan gidince, sadece çeken arkadaşlarıma bakmak durumunda kaldım. Benim için, bundan daha kötü ne olabilirdi! Ama dedim ya bu gezide şanslıydık, sonradan, bir kaç gece daha ışıkları izledik. Kaldığımız alanda tripod bulamadım belki ama bunun yerine, kaldığımız evden bulduğum sehpa yardımıyla işimi halletmeye çalıştım. Çok içime sinen çalışmalar olmadı belki ama en azından “oradaydım” diyebildim.

Bu yazının sonunda okursanız eğer, kutup ışıklarını nasıl oluştuğunu, anladığım kadarıyla, özetle yazdım, ama bi de gördüğümü anlatayım; sahneye çıkmak için bazen sizi aşırı soğukta uzun uzun bekletiyor ama gene de gelmiyor, bazen de geliyor ama gelmesi ile gitmesi bir oluyor, bazen de geldiğinde, uzun kalıyor öyle bir hareket ediyor ki ne olduğunu ilk anda anlamıyorsunuz, farkına vardığınızda, işte o zaman, tüm beklemelerinize, üşümelerinize değiyor. Bunu görme şansınız olduğu için Allah’a şükrediyorsunuz, uzun uzun dans ediyor, şovunu yapıyor ve sonra hiç haber vermeden, hissettirmeden bi bakmışsınız gidiyor. Öyle de vefasız.

Kendi adıma fotoğraf çekmeyi hobi olarak sevsem de ben bir fotoğrafçı değilim. Kuzey ışıklarını görmek, fotoğrafını çekmek, makina ayarlarını bilmek, başlı başına bir iş. Öncesinde, gece çekim yapan biri değildim, kuzey ışıklarının fotoğrafını da doğal olarak daha önce hiç çekmedim. Yani bu konuda eksiklerim çoktu. Bir de tripod olmayınca, seyreyleyin halimi. Bi kere, evden bulduğum sehpa küçük, önde bi tepe ve arkasında da ışıklar şovunu yapıyor, sehpa buzda, karda kayıyor, bazen toprağa gömülüyor. Heyacan da büyük, sizin anlayacağınız tam şenlik, beni tanıyanlar okuyorsa tam da Armağanlık

Burada yayımladığım fotoğrafları çektiğim akşam, resmen ışık şovu izledim. Kuzey ışıkları bu gece daha uzun izlendi. Gösterisi müthişti. O gece, buz gibi havada, elimdeki sehpayla, çevrede uygun yer arayan, yer yer ayaklarım karın içinde, ellerim, ayaklarım, yüzüm gözüm buz tutmuş halde, fotoğraf çekmek için ortalarda gezinen biriydim. Bu fotoğraflara da o gecenin bir anısı olarak bakabilirsiniz aslında. Lofoten Adaları’na ait ışıkların dışında da çektiğim bazı kış fotoğraflarını aşağıda paylaştım.

Bölge, bizim gibi İstanbul’dan gidenler için oldukça farklı bir coğrafya. Bir kere aşırı soğuk. O kadar soğuk ki makinalarınızın pili hemen bitebiliyor, telefonlarınız soğuktan kapanıyor, lensleriniz buğulanıyor ve soğuktan elleriniz uyuştuğu için makinalarınıza dokunmak bile istemediğiniz anlar oluyor. Fotoğraf çekmek isteniyorsa, bunların hepsine hazırlıklı ve yedekli olunması faydalı olur.

Yeri gelmişken, kıyafet konusunda biraz da bilgi vereyim, kuzeye gittiğimiz her defasında; lahana bebek gibi gezdim, dersem yalan söylemem. Giderken valizimizde neler yoktu ki; içliklerimiz, pantolan içi yün çoraplarımız, polar montlarımız, gece üşümemek için dağcıların kullandığı cinsten cep sobası, elektronik eşyalarımızı rahatlıkla kullanmak için iç eldiven, dışında soğuktan korunmak için yün eldiven, içi polarlı pantolanlar, yedek ayakkabılar, özellikle yedek ayakkabı bazı hallerde hayat kurtarıyor. Sizin anlayacağınız, yok yoktu. Eğer bölgeye yolunuz düşerse aklınızda bulunsun, gerçekten öyle böyle soğuk değil. Doğu Anadolu Bölgemiz yöresinde olup, şimdi bu satırları okuyan bazı arkadaşlar, arkadaşlarımın bana yaptığı gibi belki de bu yazdıklarıma güleceksiniz, ama ne çare ki ülkemde geceyarısı ışık avına çıkmıyorum, bana da hak verin ama. Hani “lahana bebek gibi gezdim” demiştim yazının başında, aşağıdaki fotoğraf, sokaktan insan manazarası hakkında fikir verebilir.

Kuzey ışıkları gece izleniyor, zaten memleket soğuk, bi de ilerleyen saatlerde, gecenin daha da soğuk olduğunu düşünürsek, üzerinize ne giydiğiniz önemli oluyor. Gideceğiniz bölgeye göre – 20 ile -40 derece arasında gece ayazından bahsediyoruz. Eğer bi şekilde, yolunuz ışıkların yörüngesine girerse, yanınıza alabiliyorsanız termos, sıcak içecek almayı da ihmal etmeyin derim. Evde, otelde, bulunduğunuz ortamda, sıcak sıcak oturmak varken, çıkıp dışarıda beklemek istemezseniz, oturduğunuz yerden de kuzey ışıklarının görme olasılıklarına ilişkin bazı uygulamalar ve web siteleri var ki bölgedeki yerel şirketlerde akşam planladıkları geziler için bu tahminleri kullanıyordu, “Aurora forecast”, “Aurora notifier” “theaurorazone.com bazıları ve bunun dışında da internette kısa bir sorgulama ile çok daha fazlası sorgulanıyor.

Bir de İzlanda vardı!

Hani bu “kuzey ışıkları her zaman görünmüyor” dedim ya hadi bir de İzlanda gezimizden bahsedeyim. O gezide de çok güzel yerler gördük ama kuzey ışığı sağolsun bize hiç yüz vermedi ve son geceye kadar görünmedi. Dönececeğimiz akşam resmen bizi dondurdu, o kadar çok bekletti ki sonunda bir göründü ve gitti. Aşağıdaki kadar bir görüntü alabildim.

Bu arada unutmadım elbette, yeni bir yıla giriyoruz, şansımızın, huzurumuzun, sağlığımızın, sevdiklerimizin, gülmemizin eksik olmadığı barış ve kardeşlik içinde hepimize güzel bir yıl olsun. Rovaniemi'de çektiğim son fotoğraf  ile 2018 yılını uğurlayalım.

Mutlu yıllar. Yazı bitti belki ama “kuzey ışıkları nasıl oluşuyor?” kısmı bende merak uyandırıyor, eğer siz de merak ediyorsanız; Yukarıda da yazdım, “güneşteki fırtınalar sonucu meydana gelen ve geceleri görülen hareket halindeki ışıklara; kutup ışıkları ya da en yaygın adı ile kuzey ışıkları” deniyor. Kuzey Kutbu’nda olduğu kadar Güney Kutbu’nda da görülüyor. Kuzeyde ‘Aurora Borealis’ ve güneyde ‘Aurora Australis’ adı veriliyor. Ama genelde, kuzey ışıkları olarak biliniyor. Dünya’nın çevresinde, dünyamızı, manyetik bulutlar ve çarpan parçacıklardan koruyan, koruyucu güç görevi gören manyetik kalkan bulunuyor. Diğer yandan, güneşin yüzeyinde patlama ve püskürmeler gerçekleşiyor. Bu patlamalar sırasında, serbest kalan parçacıklar, solar (güneş) rüzgarlar tarafından yeryüzüne doğru gönderiliyor. Dünyamızın çevresindeki koruyucu manyetik alana çarpan parçacıklar, doğrudan yeryüzüne ilerlemek yerine, spiral şeklinde, manyetik alan çizgileri etrafında dolanmaya ve kutuplara doğru ilerlemeye başlıyor, kutuplara ulaşan ve atmosfere girmeyi başaran bazı parçacıkları, oksijen, nitrojen molekülleri karşılaşıyor ve meydan gelen çarpışma sonucu enerji açığa çıkıyor. Bu yolla ortaya çıkan doğal ışımalara; kuzey ışıkları deniyor. Kuzey ışıkları rengini, atmosferde bulunduğu yükseklik ve hangi atom ile çarpıştığına bağlı olarak alıyor. Örneğin; en yaygın olan yeşil renk, yeryüzüne en yakın mesafede, oksijen molekülleri tarafından üretiliyor. Bunun dışındaki ışık renkleri; mor, kırmızı ve mavi oluyor. Kuzey ışıklarının görülmesinde güneş lekelerinin de etkisi var. Güneşteki lekelere bağlı patlamalar ne kadar çok olursa o kadar fazla izlenebiliyor. Güneşteki büyük patlamalar, her 11 yıllık süreçte az sayıda güneş lekesi ile başlıyor, zamanla lekeler büyüdükçe, güneşteki manyetik aktiviteler de artıyor. 11 yıl süren yolculuğun ortalarında, tepe noktasına varıyor. Güneş lekeleri, önümüzdeki iki yıl için ”solar minimum” adı verilen evreye giriyor. Yani, güneş aktivitesinin en düşük seviyede olması ve solar rüzgarlarında da belirgin bir azalma öngörülüyor. Aşağıda Nasa’nın yayımladığı güneş lekesi durumunu gösterir paylaşım bilgi için ekledim.

"Sitemizde köşe yazarı olarak yazı yazan tüm yazarlarımız yazdıkları yazı ve görüşlerden tamamıyla kendileri sorumludur. Köşe yazarlarının yazılarından dolayı İnternethaber Yayıncılık AŞ. (elmaelma.com) hiçbir şekilde yasal sorumluluk kabul etmemektedir."
Yorumlar